I. Alâeddin Keykubad (1220-1237), Anadolu Selçuklu Devleti'ne altın çağını yaşatan, mimar, asker, stratejist ve büyük bir devlet adamıdır. Babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev'in ölümünden sonra taht kavgasına girdiği ağabeyi İzzeddin Keykavus tarafından yıllarca Malatya'daki Kezipert Kalesi'nde hapsedilmiş, ancak kader onu zindandan çıkarıp cihan sultanı yapmıştır.
Saltanatı boyunca Anadolu'yu bir baştan bir başa kervansaraylar, kaleler ve medreselerle donatmış; devleti askeri, siyasi ve ekonomik olarak zirveye taşımıştır. Tarihçiler tarafından "Uluğ Sultan" olarak anılır.
Tahta geçer geçmez ilk hedef olarak Akdeniz sahilindeki stratejik Kalonoros kalesini belirlemiştir. 1221 yılında hem karadan hem denizden kuşattığı kaleyi teslim almış ve şehre kendi adını vererek "Alaiye" (Alanya) yapmıştır.
Burada inşa ettirdiği muazzam tersane ve Kızıl Kule ile Selçuklu Devleti'ni bir deniz gücü haline getirmiştir. Akdeniz ticaretini kontrol altına almış, Venediklilerle ticari anlaşmalar yaparak Anadolu'yu dünya ticaretinin merkezi kılmıştır.
• Kırım Seferi (1227): Türk tarihinde bir ilke imza atarak Karadeniz'in karşı kıyısına, Kırım'a donanma göndermiştir. Kastamonu Emiri Hüsameddin Çoban komutasındaki ordu, Suğdak limanını fethederek İpek Yolu'nun kuzey hattını kontrol altına almıştır.
• Yassıçemen Savaşı (1230): Moğol önünden kaçan ancak Anadolu'yu tehdit etmeye başlayan Celaleddin Harezmşah ile Erzincan yakınlarında karşılaşmıştır. Üç gün süren şiddetli savaşın sonunda Harezmşah ordusunu imha etmiş, ancak bu zafer ne yazık ki Anadolu ile Moğollar arasındaki tampon bölgeyi kaldırmıştır.
Yaklaşan Moğol tehlikesini ferasetiyle önceden sezen Sultan, Konya, Kayseri ve Sivas surlarını güçlendirmiş, Eyyubilerle ittifak kurmaya çalışmıştır.
Sanata ve bilime verdiği önemle Mevlana Celaleddin-i Rumi ve babası Bahaeddin Veled'i Konya'ya davet etmiş, onları himaye etmiştir. Beyşehir Gölü kıyısında yaptırdığı Kubadabad Sarayı, Selçuklu çini sanatının en eşsiz örnekleriyle doludur.
1237 yılında, yaklaşan Moğol tehlikesine karşı büyük bir ordu hazırlamış ve Kayseri'de yabancı elçilere gövde gösterisi yapmıştır. Ancak Ramazan Bayramı'nda verdiği bir ziyafette yediği kuş etinden zehirlenerek şehit edilmiştir. Ölümünün arkasında oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve hırslı veziri Sadeddin Köpek'in olduğu rivayet edilir. Naaşı Konya'daki Alâeddin Tepesi'ndeki kümbettedir.
2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER