ANA SAYFA YÖNETİCİLER BİLİM İNSANLARI VE ALİMLER DÜŞÜNÜRLER VE EDEBİYATÇILAR SPORCULAR

CAHİT SITKI TARANCI

Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956), Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en saf ve lirik seslerinden biridir. Şiirlerinde hayatın güzelliği ile ölümün kaçınılmazlığı arasındaki trajik dengeyi muazzam bir içtenlikle işlemiştir. "Sanat için sanat" anlayışına sadık kalarak, Türkçeyi pürüzsüz ve ahenkli bir biçimde kullanmış; sembolizmden beslenen ancak halkın kolayca anlayabildiği bir şiir dili kurmuştur. 1946 yılında düzenlenen şiir yarışmasında birincilik kazanan "Otuz Beş Yaş" şiiri, Türk edebiyatının en ikonik eserlerinden biri haline gelmiş ve onu "ölümün şairi" olarak ebedileştirmiştir.

Diyarbakır’dan İstanbul’a: Soylu Bir Ailenin Evladı

1910 yılında Diyarbakır'da, şehrin köklü ailelerinden Pirinççizadeler’in bir ferdi olarak dünyaya gelmiştir. Çocukluğunu Diyarbakır’ın o kendine has mimarisi olan bazalt taşlı geniş avlulu evinde geçirmiş, bu ev daha sonra anısını yaşatmak adına müzeye dönüştürülmüştür. Eğitim hayatı için İstanbul’a gönderilen Tarancı, Galatasaray Lisesi’nde okurken ömür boyu en yakın dostu olacak Ziya Osman Saba ile tanışmıştır. Bu dostluk, Türk edebiyat tarihinin en samimi mektuplarından oluşan "Ziya'ya Mektuplar" kitabının da temelini atmıştır. Mülkiye ve Yüksek Ticaret okullarında devam eden eğitimi, onun şiire olan tutkusu ve bohem hayatı nedeniyle sık sık kesintiye uğramıştır.

Paris Yılları ve Savaşın Gölgesi

Gazeteci Nadir Nadi’nin desteğiyle yükseköğrenimini tamamlamak üzere Paris’e giden Tarancı, burada Sciences Politiques’te eğitim almıştır. Paris yıllarında Fransız sembolistlerini yakından tanımış, Türk şiirini bu akımın estetiğiyle zenginleştirmiştir. Ancak 1940 yılında Nazi Almanyası'nın Paris’i bombalamasıyla eğitimi yarım kalmış; şair, savaşın dehşetinden kaçmak için Lyon üzerinden bisikletle Cenevre’ye, oradan da Türkiye’ye dönmek zorunda kalmıştır. Bu kaçış hikayesi, onun hayatındaki en dramatik anılardan biri olarak kalmıştır.

"Otuz Beş Yaş" ve Ebedi Şöhret

Tarancı’nın edebi hayatındaki zirve noktası, 1946 yılında CHP Şiir Yarışması’nda kazandığı birinciliktir. "Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder" dizeleriyle başlayan şiiri, insanın yaşlanma ve ölüm gerçeğiyle yüzleşmesini evrensel bir dille anlatmıştır. Şiirlerinde ölüm temasını bu kadar sık işlemesine rağmen, aslında hayata ve gün ışığına aşık bir şairdir. "Gün Eksilmesin Penceremden" ve "Haydi Abbas" gibi şiirlerinde yalnızlık, aşk ve özlem temalarını kusursuz bir kafiye yapısıyla sunmuştur. Onun şiiri, her türlü ideolojik kaygıdan uzak, insan ruhunun en saf hallerini yansıtan bir aynadır.

Aşk ve Evlilik: Cavidan Hanım’a Verilen Söz

Kendi dış görünüşüyle ilgili ciddi kompleksleri olan ve kendini "çirkin" bulduğu için kadınlarla iletişiminde hep bir mahcubiyet yaşayan Tarancı, hayatının aşkını Çalışma Bakanlığı’nda çalışırken bulmuştur. Cavidan Tınaz’a yazdığı etkileyici mektuplarla onu evliliğe ikna etmiştir. Alkol bağımlılığını geride bırakacağına dair eşine yemin eden şair, 1951 yılında evlenmiş ve hayatının en düzenli, huzurlu dönemlerinden birini yaşamıştır. Bu evlilikten sonra yazdığı şiirlerde yaşama sevinci ve ev hayatının huzuru daha belirgin bir hale gelmiştir.

Viyana’da Sessiz Veda

1954 yılında geçirdiği şiddetli bir felç sonucu konuşma ve yazma yetisini kaybeden Tarancı, uzun süre Ankara ve Diyarbakır’da tedavi görmüştür. Dönemin devlet adamlarının yardımıyla tedavi için Viyana’ya gönderilen şair, ne yazık ki buradaki bir hastanede 12 Ekim 1956'da hayata veda etmiştir. Cenazesi Türkiye’ye getirilerek Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilmiştir. O, sadece 46 yıllık ömrüne "vakitlerin bittiğini" ve "ölümün o soğuk nefesini" sığdırmış olsa da; Türkçenin en berrak gökyüzünde parlayan, gün eksilmeyen bir yıldız olarak kalmıştır.

2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER