1899'da İstanbul'da doğan Peyami Safa'nın ismini ünlü şair Tevfik Fikret koymuştur. Babası şair İsmail Safa'nın Sivas'ta sürgündeyken ölmesi üzerine henüz bir buçuk yaşında yetim kalmıştır. Çocukluğu, annesiyle birlikte yoksulluk ve amansız bir hastalıkla mücadele ederek geçmiştir. Sağ kolunda çıkan kemik veremi nedeniyle yıllarca hastanelerde tedavi görmüş, bu durum onun eğitim hayatını yarıda bırakmasına yol açmıştır. Ancak o, kendi kendini yetiştiren (otodidakt) bir deha olarak Fransızca öğrenmiş; tıp, psikoloji ve felsefe konularında derinlemesine bilgi sahibi olmuştur.
Peyami Safa'nın edebiyat tarihindeki en parlak başarısı, 1930 yılında yayımlanan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'dur. Kendi çocukluk hastalığını ve hastane koridorlarında geçen yalnızlığını anlattığı bu eser, Türk edebiyatının ilk ve en başarılı psikolojik romanlarından biri kabul edilir. Nâzım Hikmet'in bile "otuz defa okuyabilirim" diyerek övdüğü bu eser, insanın fiziksel acısıyla ruhsal çöküntüsü arasındaki bağı dâhice işler. Yazarın daha sonra kaleme aldığı Matmazel Noraliya'nın Koltuğu ve Yalnızız gibi romanları da mistisizm ve parapsikoloji unsurlarıyla zenginleşmiş derin psikolojik tahliller içerir.
Peyami Safa'nın hayatı, Türk düşünce tarihindeki keskin kutuplaşmaların bir özeti gibidir. Başlangıçta Nâzım Hikmet ile çok yakın dost olan ve sol eğilimli dergilerde yazan Safa, zamanla bu ideolojiden koparak sert bir antikomünist ve muhafazakâr çizgiye kaymıştır. Bu değişim, Nâzım Hikmet ile ömür boyu sürecek olan meşhur "kalem kavgalarına" neden olmuştur. Aynı zamanda Necip Fazıl Kısakürek ile de dönem dönem dostluklar ve şiddetli tartışmalar yaşamıştır. Kültür Haftası ve Türk Düşüncesi gibi dergiler çıkararak Türk milliyetçiliğini ve Doğu-Batı sentezini felsefi bir zemine oturtmaya çalışmıştır.
Ciddi ve psikolojik eserlerinin yanı sıra Peyami Safa, geniş kitlelere hitap eden polisiye türünde de yüzlerce eser vermiştir. Fransız yazar Maurice Leblanc'ın Arsen Lüpen'inden esinlenerek yarattığı "Kibar Hırsız" Cingöz Recai, halk arasında büyük bir efsaneye dönüşmüştür. Bu tür eserlerinde annesinin ismi olan "Server Bedia"dan türettiği Server Bedi mahlasını kullanmıştır. Yazar, bu popüler eserleri "geçim sağlamak" amacıyla yazdığını söylese de, polisiye kurgudaki başarısı onun teknik ustalığını bir kez daha kanıtlamıştır.
Ömrünün son yıllarında siyasi çalkantılar ve kişisel trajedilerle sarsılan Peyami Safa, 1961 yılında oğlu Merve'nin ani ölümüyle büyük bir yıkım yaşamıştır. Evlat acısına dayanamayan yazar, oğlundan sadece birkaç ay sonra, 15 Haziran 1961 tarihinde bir beyin kanaması sonucu hayatını kaybetmiştir. Cenazesi Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilmiştir. Peyami Safa, geride bıraktığı eserlerle Türk insanının kimlik bunalımını, inanç ve şüphe arasındaki git-gellerini en iyi anlatan yazarlarımızdan biri olarak her zaman güncelliğini korumaktadır.
2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER