ANA SAYFA YÖNETİCİLER BİLİM İNSANLARI VE ALİMLER DÜŞÜNÜRLER VE EDEBİYATÇILAR SPORCULAR

Necip Fazıl Kısakürek

(1904-1983), Türk edebiyatının en kudretli şairlerinden biri olmasının yanı sıra, muhafazakâr ve İslamcı düşünce dünyasının en etkili fikir adamlarından biridir. Gençlik yıllarında "Kaldırımlar" şiiriyle kazandığı büyük şöhret nedeniyle "Kaldırımlar Şairi" olarak anılmış, 1934 yılında yaşadığı büyük ruhsal dönüşümün ardından kalemini mistik ve ideolojik bir mücadeleye adamıştır. "Sultan-üş Şuara" (Şairlerin Sultanı) unvanına layık görülen nadir isimlerden olan Necip Fazıl; şiir, tiyatro, makale ve hatıra türündeki sayısız eseriyle Türk kültür hayatında silinmez bir iz bırakmıştır.

Çemberlitaş’tan Paris’e: Bohem ve Arayış Dolu Yıllar

1904 yılında İstanbul'da köklü bir ailenin çocuğu olarak doğan Necip Fazıl, çocukluğunu büyükbabasının Çemberlitaş'taki konağında, fırtınalı bir hastalık ve okuma tutkusuyla geçirmiştir. Bahriye Mektebi’nde Yahya Kemal ve Hamdullah Suphi gibi hocalardan ders almış, ardından Darülfünun Felsefe Bölümü'nü bitirerek devlet bursuyla Paris’e gönderilmiştir. Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldığı Paris yılları, onun bohem hayatıyla ve ruhsal bunalımlarıyla tanındığı bir dönem olmuştur. Yurda döndüğünde yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar kitapları, onu henüz yirmili yaşlarında Türk şiirinin zirvesine taşımıştır.

1934 Dönüşümü: Abdülhakîm Arvâsî ile Tanışma

Necip Fazıl’ın hayatındaki en keskin viraj, 1934 yılında Nakşî şeyhi Abdülhakîm Arvâsî ile tanışmasıdır. Bu tanışma, şairin bohem hayatına son vererek mistik ve İslamcı bir çizgiye yönelmesine neden olmuştur. Kendi ifadesiyle "tam bir teslimiyet" yaşayan şair, bu tarihten sonra sanatını "Allah ve ahlak" davasına adamıştır. Bu dönemde kaleme aldığı "Bir Adam Yaratmak" ve "Tohum" gibi tiyatro eserleri, insanın varoluş sancılarını ve inanç arayışını derinlemesine işleyen başyapıtlar olarak kabul edilir.

Büyük Doğu Hareketi ve Fikri Mücadele

1943 yılında yayımlamaya başladığı Büyük Doğu dergisi, Necip Fazıl’ın düşünce sisteminin merkezini oluşturmuştur. Dergi; sadece edebi bir yayın değil, aynı zamanda siyasi, dini ve sosyal eleştirilerin yer aldığı bir mücadele platformudur. Necip Fazıl, "Büyük Doğu" idealiyle Batılılaşma hareketlerine karşı durmuş, milli ve manevi değerleri savunan bir nesil yetiştirmeyi amaçlamıştır. Bu süreçte sık sık kapatılan dergisi ve yazdığı sert makaleler nedeniyle hayatı boyunca pek çok kez yargılanmış ve hapis yatmıştır.

Şiir Sanatı ve "Çile"

Necip Fazıl’ın şiiri, kelime istifindeki kusursuzluğu ve metafizik derinliğiyle öne çıkar. Aruz vezninin musikisini hece ölçüsünde yakalamayı başarmış, Türkçeyi bir büyü gibi kullanmıştır. Tüm şiirlerini topladığı ve sürekli genişlettiği "Çile" adlı eseri, onun poetikasının (şiir anlayışının) en somut göstergesidir. "Sakarya Türküsü", "Canım İstanbul" ve "Zindandan Mehmed'e Mektup" gibi şiirleri, muhafazakâr gençliğin dillerinden düşürmediği birer marş niteliği kazanmıştır.

Sultan-üş Şuara’nın Vedası ve Mirası

Hayatı boyunca mahkemelerle, sürgünlerle ve maddi sıkıntılarla boğuşan şair, 25 Mayıs 1983 tarihinde Erenköy’deki evinde vefat etmiştir. Vefat ettiğinde binlerce gencin omuzlarında Eyüpsultan Mezarlığı’na defnedilmiştir. Ölümünden kısa bir süre önce Türk Edebiyat Vakfı tarafından verilen "Şairlerin Sultanı" unvanı, onun edebi otoritesinin bir tescili olmuştur. Bugün Necip Fazıl, modern Türk şiirinin en güçlü seslerinden biri ve İslamcı düşüncenin en büyük teorisyenlerinden biri olarak hem sevenleri hem de eleştirenleri üzerinde kalıcı bir etki bırakmaya devam etmektedir.

2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER