15 Ocak 1902'de Selanik'te doğan Nâzım Hikmet, köklü ve aydın bir ailenin çocuğudur. Büyükbabası Nâzım Paşa’nın özgürlükçü fikirleri ve ressam olan annesi Celile Hanım’ın sanata olan düşkünlüğü, onun ruh dünyasını şekillendirmiştir. Heybeliada Bahriye Mektebi’ni bitiren Nâzım, Milli Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya geçmiş; halkın çilesine tanıklık etmesi toplumcu dünya görüşünün temellerini atmıştır. Bolu’da öğretmenlik yaptıktan sonra Moskova’ya giderek Marksizm-Leninizm eğitimi almış ve burada Mayakovski gibi fütürist şairlerden etkilenerek Türk şiirinde serbest nazım devrimini gerçekleştirmiştir.
1928'de Türkiye'ye dönen Nâzım Hikmet, edebiyat dünyasında deprem etkisi yaratan 835 Satır adlı kitabını yayımlamıştır. Alışılagelmiş hece ve aruz veznini yıkan bu yeni söyleyiş, Ahmet Haşim gibi ustaların dahi hayranlığını kazanmıştır. Resimli Ay dergisinde yayımladığı "Putları Yıkıyoruz" başlıklı yazı dizisiyle eski edebiyatın yerleşmiş kalıplarını sarsmış, edebiyatta modernleşmenin kapılarını ardına kadar açmıştır. Ancak bu yenilikçi ve muhalif duruşu, hayatı boyunca peşini bırakmayacak olan davaların ve mahkûmiyetlerin de başlangıcı olmuştur.
1938 yılında "orduya isyan teşvik" suçlamasıyla yargılanan Nâzım Hikmet, toplamda 28 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. İstanbul, Ankara, Çankırı ve özellikle Bursa Cezaevi’nde geçirdiği 12 yılı aşkın süre, onun sanatının en verimli dönemi olmuştur. Cezaevinde Kemal Tahir, Orhan Kemal ve Balaban gibi isimlere hocalık yapmış; Türk tarihini ve halkını destansı bir dille anlatan Kuvâyi Milliye Destanı ile dünya edebiyatının en özgün eserlerinden biri olan Memleketimden İnsan Manzaraları’nı burada kaleme almıştır.
1950 yılında başlatılan büyük bir imza kampanyası ve açlık grevi sonucunda genel afla özgürlüğüne kavuşan Nâzım Hikmet, aynı yıl Picasso ve Neruda ile birlikte Uluslararası Barış Ödülü’ne layık görülmüştür. Ancak can güvenliği endişesiyle 1951 yılında yeniden yurt dışına kaçmak zorunda kalmış ve aynı yıl Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılmıştır. Bu hüzünlü sürgün süreci, onun "Giderayak", "Saman Sarısı" gibi hasret yüklü ve felsefi şiirlerini yazdığı bir döneme dönüşmüştür.
Sürgün yıllarında Bulgaristan’dan Küba’ya kadar dünyayı dolaşarak barış ve özgürlük fikirlerini yayan Nâzım Hikmet, memleketinden uzakta yaşamasına rağmen Türkçeyi dünyanın en güzel şiir dillerinden biri haline getirmiştir. 3 Haziran 1963 sabahı Moskova'da, kapısındaki gazetesini alırken geçirdiği kalp kriziyle hayata veda etmiştir. Naaşı, Moskova'nın ünlü Novodeviçi Mezarlığı'na defnedilmiştir. Vatandaşlığı ölümünden 46 yıl sonra, 2009 yılında iade edilmiştir. O, bugün hala "vatan hainliği"nden "dünya şairliği"ne uzanan o zorlu yolun en onurlu yolcusu olarak anılmaktadır.
2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER