ANA SAYFA YÖNETİCİLER BİLİM İNSANLARI VE ALİMLER DÜŞÜNÜRLER VE EDEBİYATÇILAR SPORCULAR

ZİYA GÖKALP

Ziya Gökalp (1876-1924), asıl adıyla Mehmed Ziya, Türk düşünce tarihinin en etkili figürlerinden biri, sosyolog, yazar, şair ve siyasetçidir. "Türkçülüğün Babası" olarak anılan Gökalp, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinde Türk milletinin kendi kimliğini bulması ve modernleşmesi için gerekli olan fikri temelleri atmıştır. Sosyoloji bilimini Türkiye’deki üniversite kürsülerine taşıyan ilk isimdir. "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" formülüyle bir sentez oluşturmuş, fikirleriyle Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine doğrudan yön vermiştir.

Diyarbakır’dan İstanbul’a: Bir Kimlik ve İlim Arayışı

1876'da Diyarbakır'da doğan Ziya Gökalp, eğitim hayatına burada başlamıştır. Gençlik yıllarında hem geleneksel İslam ilimlerini amcasından öğrenmiş hem de Batılı felsefe ve bilimle tanışmıştır. Bu iki farklı dünya görüşü arasında yaşadığı şiddetli fikir çatışmaları, 18 yaşında onu intihara sürüklemiştir. Kafasına sıktığı kurşundan mucizevi bir ameliyatla kurtulan Gökalp, bu olaydan sonra kendisini tamamen toplumu kurtaracak fikirler üretmeye adamıştır. İstanbul’da Baytar Mektebi'ne kaydolmuş, burada Jön Türkler ve İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tanışarak hürriyet mücadelesine girmiştir.

Türkçülüğün Esasları ve Sosyoloji Kürsüsü

Ziya Gökalp, Emile Durkheim’ın sosyoloji kuramlarından etkilenerek Türk toplum yapısını bilimsel bir yöntemle analiz etmiştir. 1915 yılında İstanbul Üniversitesi’nde (Darülfünun) Türkiye’nin ilk sosyoloji profesörü olarak dersler vermeye başlamıştır.

Onun en önemli eseri kabul edilen "Türkçülüğün Esasları", Türk milliyetçiliğinin ilk bilimsel programıdır. Gökalp; halka doğru gitmeyi, milli bir dil ve kültür inşa etmeyi savunmuştur. Ona göre millet, ırki değil; dil, din ve kültür birliğine dayanan sosyal bir bütündür. Bu görüş, yeni kurulan devletin "vatandaşlık" tanımına ilham kaynağı olmuştur.

Yeni Hayat ve Kızıl Elma Ülküsü

Gökalp, fikirlerini sadece makalelerle değil, şiirleriyle de halka ulaştırmıştır. "Kızıl Elma" ve "Yeni Hayat" adlı eserlerinde Türk dünyasının birliğini (Turan) ve milli kalkınmayı sembolize eden manzumeler kaleme almıştır. "Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan / Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan" mısralarıyla geniş bir coğrafi hayal kurmuş; ancak daha sonra bu ülküyü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde rasyonel bir kültür milliyetçiliğine dönüştürmüştür.

Malta Sürgününden Cumhuriyet'in Kuruluşuna

Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya sürgüne gönderilen Gökalp, iki yıllık sürgün hayatını arkadaşlarına sosyoloji ve felsefe dersleri vererek bir akademiye çevirmiştir. Buradan yazdığı Limni ve Malta Mektupları, dönemin sürgün şartlarını ve onun sarsılmaz azmini anlatan kıymetli bir belgedir.

Sürgünden döndükten sonra Milli Mücadele’yi desteklemek için Diyarbakır’da Küçük Mecmua’yı çıkarmış, ardından Mustafa Kemal Atatürk’ün davetiyle Ankara’ya gelerek Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığına getirilmiştir. 1923 yılında Diyarbakır milletvekili olarak TBMM’ye girmiştir.

Vefatı ve Bitmeyen Mirası

Ziya Gökalp, cumhuriyetin ilanından sadece bir yıl sonra, 25 Ekim 1924’te İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur. Cenazesi, dönemin devlet erkanının katılımıyla Sultan II. Mahmud Türbesi haziresine defnedilmiştir. Atatürk, onun için "Fikirlerimin babası" demiştir. Gökalp'ın laiklik, kadın hakları, hukuk devleti ve milli eğitim konusundaki görüşleri, Cumhuriyet devrimlerinin teorik altyapısını oluşturmuştur. Bugün dahi modern Türkiye’nin kültürel ve siyasi kimliği üzerine yapılan tartışmaların merkezinde onun ismi ve eserleri yer almaktadır.

2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER