Yunus Emre (1240-1320), Anadolu'da Türkçe şiirin öncüsü, tasavvuf düşüncesinin en duru sesi ve Türkmen bir derviştir. Yaşadığı dönemde resmi dilin Farsça, bilim dilinin Arapça olmasına rağmen, o duygularını halkın öz dili olan Türkçeyle ifade ederek bu dilin edebi bir kimlik kazanmasını sağlamıştır. "Sevelim, sevilelim" düsturuyla insan sevgisini evrensel bir boyuta taşıyan Yunus, sadece bir şair değil, Anadolu birliğinin manevi mimarlarından biridir.
1240 yılında Orta Anadolu’da, Sakarya Nehri civarındaki Sarıköy’de doğduğu kabul edilir. Menkıbelere göre yoksul bir çiftçiyken, kıtlık zamanı buğday istemek için Hacı Bektaş Veli’nin kapısına gitmiştir. Hacı Bektaş’ın ona "buğday mı istersin yoksa himmet mi?" teklifine önce buğday diyerek karşılık verse de, yolda pişman olup geri dönmüştür. Hacı Bektaş, onun anahtarını Tapduk Emre’ye verdiğini söyleyerek onu Nallıhan’daki dergâha yönlendirmiştir.
Yunus, Tapduk Emre’nin dergâhına kırk yıl boyunca odun taşımış, bu süre zarfında dergâha tek bir eğri odun bile sokmamıştır; "Bu kapıya eğri odun yaraşmaz" sözü, onun sadakatinin ve nefis terbiyesinin en büyük nişanesi olmuştur.
Yunus Emre, tasavvufun en derin felsefi konularını, en karmaşık kavramlarını "Sahl-i Mümteni" denilen, yani kolay görünen ama söylenmesi güç, sade ve akıcı bir üslupla şiirleştirmiştir. Şiirlerinin toplandığı Divan'ı, Anadolu Türkçesinin en değerli hazinesidir.
1307-1308 yıllarında kaleme aldığı "Risâletü'n-Nushiyye" (Nasihatler Kitabı) ise insanın nefis mücadelesini, sabrı, kibri ve aşkı anlatan didaktik bir mesnevidir. O, "Şairler Kocası" olarak kendisinden sonra gelen tüm Türk şairlerini etkilemiş, Türkçenin bir bilim ve sanat dili olabileceğini yüzyıllar öncesinden kanıtlamıştır.
Yunus’un şiirlerinde merkez nokta "Aşk"tır. Bu aşk, sadece beşeri değil, yaratandan ötürü yaratılana duyulan ilahi bir aşktır. "Yaratılanı severiz Yaradan'dan ötürü" mısrasıyla insan ayrımı yapmaksızın tüm dünyayı kucaklamıştır. Mevlânâ ile çağdaş olan Yunus, onun meclislerinde bulunmuş ve Mevlânâ'nın "Hangi manevi makama çıktıysam bu Türkmen kocasının izini önümde buldum" övgüsüne mazhar olmuştur. Şiirleri, bestelenerek "İlahi" formunda tekkelerde ve camilerde yüzyıllardır okunmakta, Anadolu'nun her köşesinde yankılanmaktadır.
Yunus’un şiirlerinin kalıcılığına dair anlatılan "Molla Kasım" menkıbesi oldukça meşhurdur. Rivayete göre Molla Kasım adlı bir zahit, Yunus’un şiirlerini şeriata aykırı bularak bin tanesini yakmış, bin tanesini suya atmıştır. Son bininci şiire geldiğinde Yunus’un "Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme / Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir" mısrasını görünce tövbe etmiştir. Halkın inanışına göre, Yunus’un yaktığı şiirleri melekler, suya attıklarını balıklar, kalanları ise insanlar okumaktadır.
1320 yılında 82 yaşında vefat ettiği düşünülmektedir. Yunus Emre o kadar çok sevilmiştir ki, Anadolu’nun hemen her ilinde ona ait olduğu iddia edilen bir mezar veya "makam" bulunmaktadır (Eskişehir, Karaman, Kırşehir, Aksaray vb.). Bu durum, onun fiziksel varlığından ziyade düşüncelerinin ve gönül bağının tüm coğrafyaya yayıldığının en somut kanıtıdır.
UNESCO, 1991 yılını "Uluslararası Yunus Emre Yılı" ilan ederek onun barış ve kardeşlik mesajlarını tüm dünyaya duyurmuştur. Bugün 200 Türk Lirası'nın arka yüzünde onun sureti ve "Sevelim sevilelim" mısrası yer almaktadır.
2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER