ANA SAYFA YÖNETİCİLER BİLİM İNSANLARI VE ALİMLER DÜŞÜNÜRLER VE EDEBİYATÇILAR SPORCULAR

MEVLÂNÂ

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), 13. yüzyılda yaşamış dünya çapında ünlü bir mutasavvıf, şair, alim ve ilahiyatçıdır. İslam düşünce tarihinin en parlak yıldızlarından biri olan Mevlânâ, "Güneşin doğduğu yerden batıya kadar herkesin sevgilisi" olmuş bir gönül mimarıdır. Eserleri, özellikle de "Mesnevi", yüzyıllardır sınırları, ırkları ve dinleri aşarak insanlığa sevgi, hoşgörü ve ilahi aşkın evrensel mesajını taşımaktadır.

Belh’ten Konya’ya: Bir Medeniyet Yolculuğu

1207 yılında bugün Afganistan sınırları içinde yer alan Belh şehrinde doğmuştur. Babası, "Sultanü'l-Ulema" (Alimlerin Sultanı) lakabıyla tanınan Bahaeddin Veled’dir. Moğol istilası nedeniyle ailece batıya göç etmişler; Nişabur, Bağdat ve Mekke güzergahını izleyerek Anadolu’ya (Rum diyarına) gelmişlerdir. Bir süre Karaman’da kaldıktan sonra, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad’ın davetiyle Konya’ya yerleşmişlerdir.

Mevlânâ, babasının vefatından sonra onun medresedeki kürsüsünü devralmış, dönemin en yüksek ilimlerini tahsil ederek binlerce öğrenci yetiştiren büyük bir "Molla" ve hukukçu olmuştur. Ancak asıl dönüşümü, hayatına Şems-i Tebrizî’nin girmesiyle yaşayacaktır.

Şems-i Tebrizî ve Gönül Yangını

1244 yılında Konya’da gizemli bir derviş olan Şems-i Tebrizî ile karşılaşması, Mevlânâ’nın hayatında bir dönüm noktasıdır. Bu karşılaşma, "kitapların ve kelimelerin" arasından sıyrılıp "hâl ve aşk" alemine geçişin başlangıcıdır. Şems, Mevlânâ’nın içindeki ilahi aşk ateşini tutuşturmuş; onu vakar sahibi bir müderristen, coşkuyla sema eden, gazeller söyleyen bir aşığa dönüştürmüştür. Şems’in gidişi ve ardından yaşanan yas, Mevlânâ’nın kaleminden dökülen binlerce beyitlik "Divan-ı Kebir"i doğurmuştur.

Mesnevi: "Farsça Kur'an" Olarak Anılan Başyapıt

Mevlânâ’nın en büyük eseri, yaklaşık 26 bin beyitlik "Mesnevi-i Manevi"dir. Talebesi Hüsameddin Çelebi’nin teşvikiyle yazılan bu eser; Kur’an tefsiri, hadisler, peygamber kıssaları ve günlük hayattan hikayelerle örülmüş bir hikmet deryasıdır. Bir neyin iniltisiyle başlayan Mesnevi, insanın aslından (İlahi kaynaktan) ayrılışını ve tekrar ona dönme arzusunu anlatır. Mevlânâ bu eserini "Dinin köklerinin kökü" ve "Kur’an’ın açıklayıcısı" olarak tanımlamıştır.

Mevlevîlik ve Semâ

Mevlânâ’nın öğretileri, oğlu Sultan Veled tarafından sistemleştirilerek Mevlevîlik tarikatına dönüşmüştür. Bu yolun en sembolik ritüeli olan Semâ, evrenin hareketini ve ruhun ilahi hakikate yükselişini temsil eder. Semazenin bir eli göğe bakarak Hak’tan alır, diğer eli yere bakarak halka dağıtır; bu, bencil egonun terk edilip evrensel sevgiye ulaşıldığının işaretidir.

Hoşgörü ve Şeb-i Arûs

Mevlânâ, insanı "Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi" olarak görmüş ve ona koşulsuz sevgiyle yaklaşmıştır. "Ne olursan ol yine gel" sözüyle özdeşleşen bu engin hoşgörü, bugün dünyanın her yerinden farklı inançlara sahip insanların Konya'ya akın etmesini sağlamaktadır.

Ölümü bir ayrılık değil, Sevgili’ye (Allah’a) kavuşma anı olarak gördüğü için vefat gecesine "Şeb-i Arûs" (Düğün Gecesi) demiştir. 17 Aralık 1273’te vefat eden Mevlânâ, bugün kendi adıyla anılan Yeşil Türbe’de (Mevlânâ Müzesi) ebedi istirahatgahındadır.

2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER