Hacı Bektâş-ı Velî (1209-1271), Horasan'dan Anadolu'ya gelen, İslam düşünce tarihinin en etkili mutasavvıflarından, alim ve filozoflarından biridir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin siyasi çalkantılar içinde olduğu 13. yüzyılda; akılcı, hümanist ve sevgi odaklı bir İslam anlayışını yayarak toplumsal birliğin harcı olmuştur. "Hünkâr" lakabıyla da anılan Bektâş-ı Velî, hem Osmanlı Devleti'nin kuruluş felsefesinde hem de Anadolu'nun Türkleşip İslamlaşmasında silinmez izler bırakmıştır.
Horasan'ın Nişabur kentinde doğan Hacı Bektâş, ilk eğitimini Lokman Parende'den almış ve Hoca Ahmed Yesevî ekolünün öğretileriyle yetişmiştir. Menkıbelere göre, Anadolu'ya manevi bir görevle gönderilirken "güvercin" donuna bürünerek (barışın simgesi olarak) giriş yapmıştır.
Sivas ve Kayseri güzergahını izleyerek Kırşehir yakınlarındaki Sulucakarahüyük'e (bugünkü Hacıbektaş ilçesi) yerleşmiştir. Burada kurduğu dergâh, kısa sürede Anadolu'nun her yerinden gelen dervişlerin, gariplerin ve mazlumların sığınağı haline gelmiştir.
Hacı Bektâş-ı Velî'nin düşünce dünyasını anlatan en temel eseri Makâlât'tır. Arapça kaleme alınan bu eser, insanın manevi olgunluğa ulaşması için geçmesi gereken safhaları "Dört Kapı Kırk Makam" (Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat) öğretisiyle açıklar.
Onun felsefesinin merkezinde "insan" vardır. "Okunacak en büyük kitap insandır" diyerek, eğitimin ve öz farkındalığın önemini vurgulamıştır. Kadın ve erkek ayırmadan "Eline, beline, diline sahip ol" düsturunu toplumun ahlaki temeli olarak belirlemiştir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri gücü olan Yeniçeri Ocağı, Hacı Bektâş-ı Velî'yi pir olarak kabul etmiştir. Yeniçeriler sefere çıkarken "Pirimiz, üstadımız Hacı Bektâş-ı Velî" diyerek gülbanklar çekerlerdi. Bu bağlılık nedeniyle Yeniçerilere "Hacı Bektâş çocukları" da denirdi.
Bektâşîlik düşüncesi, sadece orduda değil; Ahilik teşkilatı üzerinden esnaf ve sanatkarlar arasında da örgütlenerek Anadolu sosyal yapısının gelişmesinde hayati bir rol oynamıştır. Balkanlar'ın fethiyle birlikte Bektâşî dedeleri buralara yerleşmiş ve Avrupa'nın ortalarına kadar barışçı bir din anlayışını taşımışlardır.
Mevlânâ ve Yunus Emre ile çağdaş olan Hacı Bektâş, onlarla aynı gönül dilini konuşmuştur. "Düşmanının bile insan olduğunu unutma" diyerek, bugün modern dünyanın hala ulaşmaya çalıştığı evrensel hümanizmi 13. yüzyıl Anadolu'sunda hayata geçirmiştir. Aslan ile ceylanı bir arada tutan ünlü tasviri, zıtlıkların barış içinde yaşayabileceğine dair en güçlü sembollerinden biridir.
1271 yılında vefat eden Hacı Bektâş-ı Velî, hayatını adadığı Sulucakarahüyük'teki dergâhına defnedilmiştir. Bugün Nevşehir'de bulunan Hacı Bektâş-ı Velî Türbesi ve Külliyesi, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer almakta ve her yıl milyonlarca insan tarafından ziyaret edilmektedir. Onun mirası olan "Gelin canlar bir olalım" çağrısı, yüzyıllar geçse de Anadolu insanının birliğini sağlamaya devam etmektedir.
2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER