Şeyh Gâlib (1757-1799), asıl adıyla Mehmed Esad, Klasik Türk Edebiyatı'nın (Divan Edebiyatı) son büyük şairi ve Türk tasavvuf kültürünün en parlak simalarından biridir. Galata Mevlevîhanesi şeyhliği yapmış olan Gâlib, henüz 24 yaşında divan tertip edecek kadar erken olgunlaşmış bir dehadır. Şiirde çığır açan hayal gücü, "Sebk-i Hindî" akımını zirveye taşıyan ağır ama büyüleyici dili ve sembolist yaklaşımıyla edebiyatımızda modern çağın öncüsü kabul edilir.
1757 yılında İstanbul'da, Mevlevî geleneğine bağlı bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Babası Mustafa Seyyid Efendi’dir. Genç yaşta çok iyi bir eğitim almış; Galata Mevlevîhanesi Şeyhi Hüseyin Dede ve Hoca Neşet Efendi gibi isimlerden dil ve edebiyat dersleri görmüştür. Henüz 24 yaşındayken şiirlerini bir divanda toplayacak kadar üretken olan Gâlib, 1791 yılında, dönemin padişahı III. Selim’in de büyük saygı ve sevgisini kazanarak Galata Mevlevîhanesi Şeyhliği’ne atanmıştır.
Şeyh Gâlib, Türk edebiyatında "Sebk-i Hindî" (Hint Üslubu) akımının en büyük temsilcisidir. Bu akım; derin anlamlar, karmaşık hayaller, alışılmamış benzetmeler ve ağır bir dil kullanımıyla karakterizedir. Gâlib'in şiiri, Batı edebiyatındaki sembolizme yüzyıllar öncesinden göz kırpar. O, görünenin ardındaki soyut gerçekliği anlatmak için eşsiz mazmunlar (imgeler) üretmiştir. Tasavvufun derinliğini hayal unsurlarıyla birleştiren tarzı, onu divan şiirinin kalıplarını zorlayan ama gelenekten de kopmayan bir yenilikçi yapmıştır.
Şeyh Gâlib'i ölümsüz kılan başyapıtı, 1782-1783 yıllarında sadece altı ay gibi kısa bir sürede kaleme aldığı Hüsn-ü Aşk (Güzellik ve Aşk) adlı mesnevisidir. Nâbî’nin "Hayrâbâd" adlı eserinden daha iyisinin yazılamayacağı iddiasına bir cevap ("nazire") olarak yazılan bu eser, alegorik bir şaheserdir.
Eser; "Aşk" adlı karakterin "Hüsn"e (Güzellik) kavuşmak için çıktığı çileli ve sembolik yolculuğu anlatır. Bu yolculuk, aslında dervişin Allah’a (Mutlak Güzellik) ulaşma çabasının, yani seyr-i sülûkun edebi bir dille tasviridir. Türk edebiyatının en derin felsefi ve sanatsal eserlerinden biri kabul edilir.
Şeyh Gâlib, sadece dervişlerin değil, devletin en üst kademesinin de sevgilisi olmuştur. Sanata ve musikiye büyük önem veren Padişah III. Selim, Gâlib’in hem şiirlerine hayran kalmış hem de onunla derin bir dostluk kurmuştur. Padişah, Galata Mevlevîhanesi’nin onarımı ve Gâlib’in çalışmalarının desteklenmesi için bizzat ilgi göstermiştir. Gâlib de divanında padişahı ve onun yenilikçi ruhunu öven şiirlere yer vermiştir.
Modern Türk edebiyatına giden yolun taşlarını döşeyen, hayal dünyasının kapılarını ardına kadar açan Şeyh Gâlib, 1798 veya 1799 yılında henüz 42 yaşındayken vefat etmiştir. Kabri, yıllarca şeyhlik yaptığı İstanbul Galata Mevlevîhanesi’nin avlusundaki türbededir. Onun ölümüyle klasik divan şiiri en görkemli ve en hüzünlü finalini yapmış; yerini yavaş yavaş yeni arayışlara bırakmıştır. "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen" mısrasıyla insanı evrenin özü olarak tanımlayan Gâlib, şiirimizin gök kubbesinde bir kutup yıldızı gibi durmaktadır.
2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER