ANA SAYFA YÖNETİCİLER BİLİM İNSANLARI VE ALİMLER DÜŞÜNÜRLER VE EDEBİYATÇILAR SPORCULAR

DEDE KORKUT

Korkut Ata, Oğuz Türklerinin sözlü ve yazılı geleneğinde yüceltilmiş; bozkır hayatının törelerini, geleneklerini ve sırlarını en iyi bilen yarı-efsanevi bir bilge, ozan ve devlet adamıdır. Türk dünyasının en eski ve en değerli edebi hazinesi olan Dede Korkut Kitabı’ndaki hikayelerin anlatıcısı olarak kabul edilir. Sadece bir masal anlatıcısı değil, aynı zamanda zor zamanlarda hanlara yol gösteren bir vezir, darda kalanlara yardım eden bir veli ve kopuzun piri olan bir bakşıdır.

Tarih ve Efsane Arasında Bir Yaşam

Korkut Ata’nın hayatı hakkındaki bilgiler, tarihi gerçeklerle menkıbelerin iç içe geçtiği zengin bir dokuya sahiptir. Hakkındaki en eski yazılı kaynak, 1305 tarihli Reşidüddin’in Câmiü’t-Tevârih’idir. Bu esere göre Korkut, Bayat boyundan gelmektedir ve Kara Hoca'nın oğludur. Oğuzların dokuzuncu hükümdarı İnal Sır Yavkuy döneminden başlayarak beş hükümdara müşavirlik yapmış, devletin en kritik kararlarında söz sahibi olmuştur.

Bazı rivayetler onun İslamiyet'in doğuşu sırasında yaşadığını, Hz. Muhammed (sav) ile tanışmak üzere Medine’ye elçi olarak gönderildiğini ve İslam'ı Oğuzlar arasında yayan ilk kişilerden biri olduğunu anlatır.

Ölümden Kaçış ve Ölümsüzlük Arayışı

Korkut Ata’nın hayatına dair en sarsıcı menkıbelerden biri "ecelden kaçışı" üzerinedir. Bir halk rivayetine göre, yirmi yaşındayken rüyasında kendisine kırk yıl ömür biçildiğini öğrenince ölümsüzlüğü aramaya karar vermiştir. Dünyanın neresine gitse, kendi mezarını kazmakta olan insanlar görmüştür.

"Nereye gitsem ecel beni bekliyor" diyerek her yerde ölüm gerçeğiyle yüzleşen Korkut Ata, sonunda 300 yıla yakın yaşadığı söylenen uzun bir ömrün ardından vadesini doldurmuştur. Bu anlatı, Sümerlerdeki Gılgamış Destanı’ndan beri süregelen insanın ölümsüzlük arayışının Türk kültüründeki eşsiz bir yansımasıdır.

Kopuzun Piri ve Şamanist Kökler

Korkut Ata, Orta Asya’daki Sirderya havzasında bir "Bakşı" (Şaman) olarak tanınırken, Batı Türkçesinde daha çok bir "veli" kimliğine bürünmüştür. Kazak ve Kırgız geleneklerinde kopuzun mucidi ve şamanlara türkü söylemeyi öğreten pir olarak kabul edilir. Şiirlerini kopuz eşliğinde söylemesi, doğaüstü güçlerle iletişim kurması ve kabilelerin geleceğine dair kehanetlerde bulunması, onun İslam öncesi "Kam/Baksı" kimliğinin İslami dönemdeki evliya kimliğiyle ne kadar başarılı bir şekilde sentezlendiğini gösterir.

UNESCO ve Dünya Kültür Mirası

Korkut Ata mirası, 2018 yılında Türkiye, Azerbaycan ve Kazakistan'ın ortak dosyasıyla UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne dahil edilmiştir. Onun hikayeleri, sadece edebi bir metin değil; Türk halklarının ortak dil, ahlak ve yaşam biçimini temsil eden kültürel bir kimlik belgesidir. "Oğuznameler" aracılığıyla nesilden nesile aktarılan bu miras, bugün tüm Türk dünyasını birbirine bağlayan en güçlü bağlardan biridir.

Kayıp Mezarlar ve Mekânlar

Tıpkı Yunus Emre gibi, Korkut Ata da o kadar çok sevilmiştir ki, adına birçok coğrafyada türbeler inşa edilmiştir. Evliya Çelebi, 17. yüzyılda Derbent (Dağıstan) yakınlarında ona ait bir ziyareti gördüğünü yazar. Diğer yandan Sirderya nehri kıyısında, Azerbaycan’da ve Bayburt’un Masat köyündeki "Ali Baba Türbesi"nin ona ait olduğu iddia edilir. Mezarının nerede olduğu kesin olmasa da, Korkut Ata'nın sesi kopuzun tınısında ve her Türk'ün gönlünde yaşamaya devam etmektedir.

2026-TÜRK TARİHİNE YÖN VERENLER